Bir söz aniden iptal edildiğinde, "Sorun değil, hiç dert etme" dersin. Oysa gerçekte o gün için tüm programını boşaltmışsındır.
Karşındakini suçlamak istemezsin. Sadece kendi heyecanının ve duygularının hiç yaşanmamış gibi bir kenara atılmasını istemiyorsundur.
İşte böyle anlarda Setouchi Jakuchō'nun kendini sevme çağrısını hatırla.
Sevilmek istiyorsan, bu dileği taşıyan benliğini de şefkatle kucakla. Bu yazıda Jakuchō'nun sözlerinden yola çıkarak, sevilen insanların günlük hayatta nasıl karşılık verdiğini ve ilişkilerde mesafeyi nasıl ayarladığını inceliyoruz.
Kendini başkalarına adayabilen herkesin, kendi duygularına da bir yer açabilmesi dileğiyle.
"Ben Kimim Ki" Demekten Vazgeç
Jakuchō, Nippon Broadcasting System'deki bir köşe yazısında insanın kendini sevmesinin onu çekici kıldığını söyler.
Bu sözlerle karşılaşmak, sevilmek için üzerine sürekli bir şeyler ekleme çabana bir an dur demek ister. Daha fazla anlayışlı olmaya çalışmadan önce, şu an kendine nasıl davrandığını sor kendine.
Fujin Kōron dergisinde yayımlanan bir söyleşide sekreteri Manao Seo, özgüvenini kaybettiği dönemlerden bahsetmişti.
Seo, kendisine önerilen işleri yapamayacağını söyleyerek reddetmiş. Jakuchō ise onu uyararak, insanın kendini küçümsemek için kullandığı sözlerin biricik benliğine saygısızlık olduğunu belirtmiş.
Jakuchō da dışarıdaki trendlerden bağımsız olarak, insanın kendi içindeki çekiciliği fark etmesini tavsiye ederdi.
Bu hikâyeyi, ancak etkileyici biri olduktan sonra kendini sevmen gerektiği şeklinde yorumlamıyorum. Tam aksine, şu anki özgüvensiz halini de en başından kucaklayan bir mesaj olarak okumak istiyorum.
Mesela, hoşlandığın birinin yanında kendini hep bir adım geride konumlandırıyorsan.
Karşındaki insanın pek çok güçlü yanını sayabilirsin ama konu kendine gelince sadece yapamadıklarını listelersin. Böyle anlarda o cümleyi tamamlamana gerek yok.
O kişiye uygun olup olmadığını düşünmeden önce, nasıl biri olmak istediğini hatırla.
Verdiğin sözleri tutmak istersin. Sözünü kesmeden dinlemek istersin.
Bu istekler, ancak biri seni seçtiği gün değer kazanmaz. Bir cevap bile almadan önce, bugün senin içlerinde varlar.
"Ruhun ışığı" tabirini kullanacaksak, o ışığın biri gelip parlatana kadar sönmesine izin vermek istemezsin.
Özgüveninin eksik olduğu günlerde bile kendinden özensizce bahsetme. Kendine duyduğun o küçük saygıyı koru.
Kendini kabul etmen söylendiğinde, hemen sevemeyeceğin yanların olması gayet normal. Söyleyemediğin şeyleri ya da yine boyun eğdiğin anları hatırladığın günler olur.
O hallerin için de kendine geçer not vermen gerekmiyor. İyi yapamadıklarını kabul ederken, tek bir hata yüzünden bütün benliğinden nefret etmekten kaçın.
Yalnız hisseden sen, âşık olan sen... Bunlar başkalarına göstermeden önce düzeltilmesi gereken kusurlar değil. Biriyle yakınlaşırken yanında götürdüğün parçalar.
Şefkatine Kendini de Dâhil Et
Jakuchō, başkalarının neye ihtiyacı olduğunu ve neden acı çektiğini hayal edebilmenin şefkat, nihayetinde de sevgi olduğunu söylerdi.
Karşındakinin durumunu düşünmek, bugüne kadar koruduğun nezaketin ta kendisi olabilir. Meşgul ya da yorgun olduğunu varsayarak sözlerini yuttuğun günler olmuştur.
Peki orada bulunan tek kişi o mu?
O buluşmayı dört gözle bekleyen biri var. Cevap beklediği için kendi planlarını netleştiremeyen biri.
Söz konusu kişi sen olduğunda hiçbir şey istemiyormuş gibi davranma.
Jakuchō'nun şefkate dair sözlerini hayatına alıyorsan, karşındakini hayal ederken sana neler olduğunu da aynı anda gör.
Karşındakinin meşgul olmasıyla senin yalnız hissetmen aynı anda var olabilir. Birinin diğerini silmek zorunda olduğu bir denklem kurmana gerek yok.
Diyelim ki dinlenmeye karar verdiğin bir gün senden yardım istendi. Yardım etmek istesen bile, o ana kadarki dinlenme süreni tamamen iptal edersen yarın senin için çok zor geçer.
Böyle durumlarda gerçekten ne kadar zaman ayırabileceğini hesaplamak, dürüst bir cevabın parçasıdır. Sadece "tamam" deyip kendini yıpratmanın ötesinde, karşındakine yaklaşmanın başka yolları da var.
Kendine değer vermenin nezaketini kaybetmek anlamına geleceğinden endişe ediyorsan, bunu nezaket gösterdiğin kişilerin sayısına bir kişi daha eklemek olarak düşün.
O bir kişi sensin.
Kendine verdiğin sözler başkaları tarafından görülmediği için ertelemesi kolaydır. Erken uyumaya karar verdiğin gece ya da dinlenmek için boş bıraktığın hafta sonu, kimsenin haberi olmayan detaylardır.
Ama kimsenin bilmediği planlar, var olmayan planlar değildir. Başkalarıyla yaptığın randevular gibi, onları değiştirip değiştirmemek senin elindedir.
Gerçekten yardım etmek istediğin günlerde kendi planlarını değiştirebilirsin. Bu seçeneği kendine yasaklaman gerekmiyor; sadece sessizce kendini feda edebildiğin o durumdan iradeni geri al.
Her zaman başkalarının rahatını düşünen birinin kendi uyku saatini koruması. Başkalarının yorgunluğunu fark etmeye çalışan birinin bugün dinlenmek istediğini söyleyebilmesi.
Orada olan şey, insanlara ilgisini kaybetmekten çok farklı, dingin bir güçtür.
Kimsenin görmediği bir yerde sıcak çayını yudumlamak, dinlenmek istediğin saatte gerçekten dinlenmek. Bırak bu zaman dilimi, sadece sevilmemiş hissettiğin günlerin telafisi olmasın.
Hayatın, romantik ilişkilerin yolunda gittiği günlerde de cevapların gelmediği günlerde de devam ediyor. O hayatı özenle yaşamak, karşındakine çekicilik sergilemekten tamamen farklı bir şeydir.
Bugünü yaşayabilmen için bugünkü sana gösterdiğin bir özen bu.
Başkalarına bakarken kendini kaybetmeyen birinin nezaketinin çok güzel olduğuna inanıyorum.
Dürüst Duygular Bağları Koparmak İçin Değildir
Aslında canın sıkkınken ilk sen "Ben iyiyim" demek. Durumu yumuşatmak için hep bu cevabı kullandıysan, gerçek duygularını söylemek cesaret ister.
Sevilmemekten korkabilirsin. Karşındakini suçluyormuşsun gibi gelebilir.
O tereddüdün üzerinden bir anda atlayıp güçlü biri olman gerekmiyor. İçinde aslında iyi olmayan şeyin ne olduğunu fark ederek başla.
Planların değişmesi miydi? Haberin son dakika gelmesi mi?
Yoksa heyecanını kimsenin umursamaması mı?
Aynı program değişikliğinde bile anlatmak istediğin şey farklıdır. Yalnız hissetmenin sebebini kavradığında, karşındakine doğru kelimeleri seçmek kolaylaşır.
Yukarıdaki senaryoda şöyle bir cümle kurabilirsin:
"Görüşmeyi çok bekliyordum, bu yüzden hayal kırıklığına uğradım ama bir dahaki sefere planlar değişirse bana daha erken haber verirsen çok sevinirim."
Bu Jakuchō'dan bir alıntı değil; onun sözlerini günlük hayata uyarlamak için burada ürettiğimiz bir cevap.
Karşındakini yargılamadan beklentilerini aktar. Bağırmakla susmak arasında kelimelerin durabileceği bir alan var.
Sen konuştuğunda karşındakinin değişeceğinin garantisi yok. Bu yüzden sonraki adımlarını gözlemle.
Bir sonraki değişiklikte sana daha erken haber verecek mi? Müsait olmadığında birlikte başka bir tarih arayacak mı?
Sözlerinin duyulup duyulmadığı, sadece o an gelen nazik bir cevapla ölçülmemeli.
Eğer bir bağı besliyorsan, her iki tarafın da beklentilerini söyleyebileceği bir alan yarat.
Sürekli hak vermek yerine, beklentilerin ayrıştığı günlerde farklılıklarla nasıl yüzleştiğine bak. Asıl karakter o zaman ortaya çıkar.
İçinden geçenleri söyleyemediğin günler olsa bile bunu kendini suçlamak için bir malzeme yapma. O söylenmemiş duyguları daha sonra tekrar okuyabilirsin.
Bugün verdiğin cevabı bir kez de içinden geçir. Bu da kendini kaybetmeden başkalarıyla bağ kurmanın küçük bir başlangıcıdır.
Burada, "ben iyiyim" dediğin için kötü muamele gördüğün geçmişteki seni suçlama. Senin suskunluğun, karşındakinin verdiği sözleri hafife alması için asla geçerli bir mazeret değildi.
Söylenecek kelimeleri özenle seçmek, geçmiş olayların tüm sorumluluğunu üstlenmek değil, gelecekteki ilişkilere kendi beklentilerini de katmaktır.
Anında cevap vermek zorsa, düşünmek için zaman iste. Sakinleşene kadar beklemek de senin yapabileceğin bir seçimdir.
Sevgiyi Borca Çevirmeden Kabul Et
Başkalarına değer vermeye alışkın olduğunda, sana değer verilmesi kafanı karıştırabilir.
Biri yardım ettiğinde hemen karşılığını vermen gerektiğini hissedersin. Övüldüğünde inkâr etmen gerektiğini düşünürsün.
Böyle hissediyorsan, sadece bir kez olsun karşındakinin sana sunduğu şeyi olduğu gibi kabul etmeyi dene.
Teşekkür ettikten sonra aceleyle kusurlarını sıralama. İçindeki rahatlamayı bile sadece suçluluk duygusuna büründürme.
Jakuchō'nun iyi yönlerini kabul etmeye dair sözleri bize bu anı da hatırlatıyor.
Karşındakinin sende güzel bulduğu şeyleri anında iptal edip "bende öyle bir şey yok" dememek. Bu, kendini herkesten üstün göstermekle aynı şey değil.
Şu an sana yöneltilen sevginin varacağı yeri tıkamamak demek.
Yardım isterken en başından her şeyi tek başına sırtlayacağına dair söz vermen gerekmez. Zorda kaldıysan, destek isteyebileceğin tek bir konuyu belirle.
Elbette karşındakinin de kendi koşulları var. Bir kez reddedilmen, başkalarına güvenmemen gereken biri olduğun anlamına gelmez.
Hem isteme hem de reddetme özgürlüğünü elinde tut. O zaman kabul gördüğünde duyacağın minnettarlığı kendi kelimelerinle ifade edebilirsin.
Kendine sadece veren taraf olarak var olabileceğin kurallar yükleme.
İlişkiler, bir tarafın sürekli etkileyici olmak zorunda olduğu sahneler değildir.
Yorgun olduğun günlerde alan taraf olmakta sorun yok. Enerjin olduğunda ise elinden geleni sunabilirsin.
İnsan ilişkilerinde bu roller arasında gidip gelmek, peşinden koşulmaya değer bir yakınlıktır.
Ayrıca karşındakinin yaptığının senin gerçekten istediğin şey olup olmadığını da hisset. İyiliği kabul etmek, sunulan her şeyle mutluymuş gibi yapmak anlamına gelmez.
Seni neyin mutlu ettiğini söyle, seni neyin rahatsız ettiğini paylaş. Başkalarının sevgisine saygı duymakla kendi hislerini bastırmayı birbirine karıştırma.
Değerini Solan Bağlara Harcama
Jakuchō, birinin sana iyi gelmediğini fark ettiğinde doğal bir şekilde mesafe koymanı da tavsiye eder.
İnsanları sevmeye dair sözlerin hemen yanı başında, gitmeyi seçme hakkı durur. Ben ikisini birden kabul etmek istiyorum.
Romantik ilişkilerde ya da dostluklarda beklentilerini dile getirmeye başladığında eski dinamikler devam etmeyebilir.
İletişim sıklığı değişir. Plan yapma şekilleri değişir.
Sadece bu değişikliklere bakarak karşındakinin seni kullandığı ya da iletişim şeklinin yanlış olduğu sonucuna varma.
Zorlandığını söylediğinde seni dinleyip dinlemediğine bak. Sorunlar devam ettiğinde birlikte yeniden düşünmeye alan olup olmadığına bak.
Konuştuğunda alay ediliyorsan. Planlar her değiştiğinde takvimini yeniden düzenleyen hep sen oluyorsan.
Böyle kalıplar sürüyorsa, o bağı korumak için nelerden vazgeçtiğini yeniden gözden geçir.
Bir karşılaşmanın anlamlı olduğuna inanmak, şu an çektiğin acıya katlanmak zorunda olduğun anlamına gelmez.
Bir tanışma ruhun için bir ders gibi hissettirse bile, o dersin ne zaman biteceğine karar veren tek kişi sen değilsin. Kendi hayatına dönmeyi seçmek, o karşılaşmadan çıkarılabilecek en geçerli derstir.
Gitmeye karar vermek yalnızlığı bir anda silmez. Eğlendiğin anları hatırlayabilir ya da hâlâ görüşmek isteyebilirsin.
İçinde kalan duygular ile aynı ilişkiye geri dönmek birbirinden tamamen farklı şeylerdir.
Sevdiğin şeyleri nefrete dönüştürmek zorunda değilsin. Hem iyi hem de zor zamanları kabul ederek arana mesafe koymayı seçebilirsin.
Karşındakine minnettar kalmak, onunla yakın olmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Geçmişteki yardımlar için duyduğun minnet minnet olarak kalır; bugünkü etkileşimler ise bugünün şartlarıyla değerlendirilir.
Yeni birinin hemen çıkıp çıkmayacağı belli olmaz. Ama zamanını geri almak, bir sonraki ilişki başlamadan önce bile anlamlıdır.
Dinlenmeye karar verdiğin günlerde gerçekten dinlenmek. Hafta sonlarını sadece cevap beklemek için boş bırakmamak.
Böyle günleri kendine iade et. İlişkilerin ötesinde sadece bir sonraki partner değil, senin gelecekteki hayatın da var.
Sevgi, Bugünkü Partneri Doğal Karşılamaz
Kendine bakmaktan bahsederken, başkalarını sevmeye dair duygularını bir sandığa kilitleme.
Chichi dergisindeki bir söyleşide Jakuchō ichigo ichie (tek bir an, tek bir karşılaşma) kavramından bahsetmişti. Ayrıldıktan sonra bir daha görüşemeyebilirsiniz, bu yüzden önündeki insanı tüm kalbinle sev.
Burada vurgulamak istediğim şey ayrılık korkusu değil, şimdiki sevgini ertelememen.
Tekrar görüşeceğinizi varsaydığın için mutluluğunu dile getirmeyi mi unutuyorsun? Rutin haline geldiği için onun özenini mi göz ardı ediyorsun?
Dürüstçe konuşmak sadece şikâyetlerini dile getirmek değildir.
Görüşmek için zaman ayırması. Hikâyeni sonuna kadar dinlemesi.
Mutlu olduysan bu hissi aktar. "Nasıl olsa anlaması gerekir" diyerek kendini frenleme.
Sevgini göstermek, daha çok seven taraf gibi görünme riskini taşır. Böyle oyunlarda gerçek mutluluğunu saklarsın.
Onu peşinden koşturmak için susmak yerine, mutluluğunu kendi kelimeleriyle ifade eden biri ol.
Ancak teşekkür etmek, bir dahaki sefere mantıksız talepleri kabul etmek zorunda olduğun anlamına gelmez.
Mutluluklar için "teşekkür ederim" de. Zorlandığın anlarda "bugün zor" de.
Her ikisinin de söylenebildiği bir ilişkide, nazik kelimeler karşındakini memnun etmenin basit araçlarına dönüşmez.
Birlikte geçirdiğiniz zamanlarda karşındakine dikkatle bak. Kendi duygularını da o ana taşı.
Önündeki bağa değer vermek, ikinizden de biri silinmeden buluşabilmektir diye düşünüyorum.
Bir Sonraki "Tamam"tan Önce Kendi Sesini Dinle
Jakuchō, insanların hayatlarına değer vermek ve kendi mutluluklarını aramak için doğduğuna inanırdı.
Eğer şefkatli bir kalbe sahipsen, o şefkatin içine kendi hayatını da kat.
Sevilmeyi hak etmek için bu gece yeni şartlar eklemen gerekmiyor. İlk adım olarak, bir sonraki cevabına kendi beklentilerinden birini bırak.
Gerçekten öyle hissetmezken "tamam" demek üzereysen, kısa bir an dur.
Neye hayal kırıklığına uğradım? Bir dahaki sefere nasıl yardımcı olunabilir?
Cevapları bulduğunda, yukarıda önerdiğimiz cümleye kendi durumunu yerleştir. Programlar için daha erken haber verilmesini iste; dinlenmek için başka bir gün öner.
Henüz söyleyemiyorsan, kendin için bir nota yaz. Karşındakini ikna etmeyi bu akşamın ödevi haline getirme.
Ne istediğini anladıysan, bugünlük orada bırak.
Sevilmeyi dilemekten utanma. Bu dileği gerçekleştirmek için kendini silmen gerekmiyor.
Bir sonraki nazik cevabında gösterdiğin o şefkat, sana da ulaşsın.





