Hafta içi ya da hafta sonu fark etmeksizin, ben hep yorgundum.
Ne kadar uyursam uyuyayım, ne kadar yersem yiyeyim, bir türlü kendime gelemiyordum. Hobilerimle ilgilenip biraz olsun rahatlamaya çalıştığımda bile onlardan keyif alamıyordum. Sürekli olarak açıklanamayan bir suçluluk ve kendinden nefret duygusuna gömülmüş haldeydim.
Başlarda bunun "kondisyon" eksikliğinden kaynaklandığını düşündüm.
"Belki de kondisyonum düştüğü için odaklanamıyorum," dedim kendi kendime. "Biraz daha spor yapar, uyku kalitemi artırırsam her şey düzelir." Ama nedense içimde sadece kaygı büyüyordu.
Hiçbir şey yapmadan dinlendiğim zamanlarda bile huzursuz ve tedirgin hissediyordum. Yorgunluğumun sebebi "düşük kondisyon" değildi.
O zamanlar beni bu kadar tüketen asıl şeyin ne olduğunu anlayamamıştım.
Ama sonra bir şeyi fark ettim.
Beni bu kadar yoran şey, kafamın içinde dönüp duran "tamamlanmamış işlerdi."
Bunlar acil krizler değildi. Günlük hayatın aralarına sızan, gözden kaçacak kadar küçük ama zihinsel enerjimi sürekli emen "yarım kalmışlıklardı".
Örneğin:
- Pazartesi günü cevaplamam gereken o gergin e-posta
- "Bir düşüneyim" deyip havada bıraktığım bir proje
- Almak isteyip tarayıcı sekmelerinde açık unuttuğum ürünler
- Bildirimini kapatıp cevaplamayı unuttuğum sosyal medya mesajları
- Fırsatı kaçırdığım için birine söyleyemediğim sözler
Psikolojide, tamamlanmamış görevleri ve yarım kalan olayları, bitirdiklerimizden çok daha güçlü hatırladığımız söylenir. Bu psikolojik olgu Zeigarnik Etkisi olarak bilinir.
Geçmişe dönüp baktığımda, depresyonda olduğum dönemlerde bile işten eve geldiğimde kafamda hâlâ "yarım kalan işleri" evirip çevirdiğimi görüyorum.
İşleri yarım bırakmanın verdiği suçluluk duygusu. Ve bir türlü başlayamadığım için kendimden duyduğum tiksinti. İşte bunlar zihnimi ve bedenimi ağırlaştırıyor, beni tüketiyordu.
◾️ Zeigarnik Etkisinin Yarattığı Acının Gerçek Yüzü
Eğer sorun tamamlanmamış işlerse, hemen gidip hepsini bitirelim diye düşünebilirsiniz. Ama bu kadar kolay olsaydı zaten bu kadar zorlanmazdık.
Büyük ihtimalle çoktan bir "kısır döngünün" içine hapsolmuş durumdayız.
Tamamlanmamış tek bir iş bile olsa, insanın zihninin bir köşesinde o iş sürekli "aklında" kalır. Bu ne gerçek bir odaklanmadır ne de gerçek bir dinlenme.
Bu, dikkat kaynaklarının sürekli olarak yarım yamalak tüketildiği bir durumdur. İşte bu "dikkati bir yere yöneltmeye devam etme" hali yorgunluğu (tükenmişlik hissini) doğurur.
Asıl sorun da burada başlıyor.
İnsan yorulduğunda, yapacağı her şeyin bedelini gözünde çok daha fazla büyütür.
Normalde beş dakikanızı alacak işler, yorgunken "devasa bir çile" gibi görünür. Gözünüzde büyüyen işleri ise sürekli ertelersiniz. "Şimdi hiç uğraşamam," "Enerjim yerine gelince yaparım" derken işler hem yarım hem de dokunulmamış şekilde öylece kalır.
Tamamlanmamış işler, ihmal edildikçe dikkatinizi daha çok sömürür. Dikkatiniz sömürüldükçe yorgunluğunuz artar. Yorgunluğunuz arttıkça işlerin maliyetini gözünüzde daha da büyütürsünüz. Böylece o işlere girişmek giderek imkansız hale gelir.
Zeigarnik Etkisinin yarattığı acının gerçek yüzü budur. Yarım kalanlar yorgunluk yaratır, yorgunluk ise yarım kalanları kalıcılaştırır. Bitiremediğiniz için yorgunsunuzdur, yorgun olduğunuz için de bitiremezsiniz.
Peki bu kısır döngüden nasıl çıkarız?
Tamamlanmamış işlerin kafanıza takılmasının asıl sebebi "bitmemiş olmaları" değil, onlarla ilgili hiçbir karar vermemiş olmanızdır.
Yani beynin asıl ihtiyaç duyduğu şey "tamamlamak" değil, "karara bağlamak"tır.
[→ [Not makalesindeki devamı] Zeigarnik Etkisi: Tamamlanmamış İşleri Akılda Tutmak — Bu Tükenmişliğin Somut Çözümleri](https://note.com/tsumugi_utatabi/n/nf514ce7733cf





