
Depresyonun Kökeni Çocukluktaki Ev Ortamınız Olabilir
AI features
- Views
- 978K
- Likes
- 833
- Reposts
- 121
- Comments
- 4
- Bookmarks
- 753
TL;DR
Bu makale, çocukluk dönemindeki duygusal ihmalin ve psikolojik güvenlik eksikliğinin yetişkinlikte nasıl depresyon ve kaygıya yol açabileceğini incelemektedir. Ruh sağlığı sorunlarını kişisel zayıflıklar yerine hayatta kalma mekanizmaları olarak yeniden tanımlamaktadır.
Reading the TÜRKÇE translation
"Depresyon", "panik bozukluk", "obsesif-kompulsif bozukluk" veya "yeme bozukluğu" yaşayan kişiler, büyüdükleri ortama bir an geri dönüp bakmalı.
Yiyecek, giyecek ve barınma yeterliydi.
Şiddet yoktu.
Anne babanızı "kötü insanlar" olarak düşünmüyorsunuz.
Hatta onlara saygı duymayı amaçlıyordunuz.
Aslında böyle birçok insan var.
Ama kalbin incinmesinin sebebi sadece şiddet değil.
Duygularının kabul edilmemesi.
Acı veren hislerinin "fazla düşünüyorsun" ya da "önemli bir şey değil" diye geçiştirilmesi.
Zayıflık gösterdiğinde ortamın gerilmesi.
"Kalbe yer olmaması" daha sonra sessizce ama derinden işler.
Bir yetişkin olarak bu hisleri tanıyor musun?
・Sürekli bir şeyler eksikmiş gibi
・Ne kadar çabalasan da tatmin olmuyorsun
・Daha fazlasını başarma ihtiyacıyla hareket ediyorsun
・İnsan ilişkileri yorucu
・Partnerinle işler yolunda gitmiyor
・Dinlenirken bile dinlenemiyorsun
Birçok kişi bunu "kişiliğimle ilgili bir sorun" olarak düşündü.
Ama aslında, bu kişilik değil, kendini güvende hissedemediği bir ortama uyum sağlamış bir kalbin şekli olabilir.
Ne vurulmuş ne de bağırılmış olsan bile,
"Hislerin sorun değil"
"Olduğun gibi iyisin" denmemiş bir kalp,
sürekli gerginlik içinde bir yetişkine dönüşür.
Güvende hissetmeden çalışmaya devam ederken, bir gün kalp ya da beden sınırına ulaşır.
Bunun depresyon, kaygı ya da takıntı olarak ortaya çıkması nadir değildir.
Bu bir zayıflık hikayesi değil.
Hayatta kalmak için öyle olmak zorunda kalmış bir kalbin hikayesidir.
Ev ortamı neden kalbi daha sonra kırar
İşlevsiz bir evde, yüzeyde her şey normal görünebilir.
Yiyecek var.
Okula gidebiliyorsun.
Ebeveynler çalışıyor.
Bir aile formu var.
Ama o evin içinde huzur yok.
Ebeveynlerinin ruh halini okumak.
Aklındakini söylemek ortamı gerginleştiriyor.
Zayıflık göstermek reddedilmeye yol açıyor.
Acı çektiğini söylemek geçiştiriliyor.
Başarısız olduğunda suçlanmak.
Böyle bir atmosferde büyüyen bir çocuk, sürekli tetikte olmayı öğrenir.
"Şimdi kızacak mı?"
"Bunun hakkında konuşmak uygun mu?"
"Ebeveynim kötü bir ruh halinde mi?"
"Mükemmel olmalıyım."
Aslında ev, güvenliği öğrenme yeridir.
Ama o ev bir gerginlik yeri haline geldiğinde, kalp ve beden asla dinlenmez.
Ve bu gerginlik yetişkin olduktan sonra da devam eder.
Duyguları hissetmek tehlikeli hale gelir
Evde duygular kabul edilmediğinde, çocuklar onları göstermeyi bırakır.
Üzgün görünürsen, ebeveynlerin huysuzlaşır.
Sinirlenirsen, "bencil" olarak adlandırılırsın.
Kaygından bahsedersen, "çok düşünüyorsun" diye geçiştirilirsin.
Zor olduğunu söylersen, "önemli bir şey değil" diye savuşturulursun.
Bu deneyimler biriktiğinde, kalp öğrenir.
Duyguları göstermek kötü şeylere yol açar.
Hissetmemek daha güvenlidir.
Sonra, duygularını bastırmaya başlarsın.
Ama duygular kaybolmaz.
Yüzeyde iyiymiş gibi yapsan bile, bedenin ve sinirlerin her zaman gergindir.
Gözyaşlarını durdursan bile, üzüntü kalır.
Öfkeni yutsan bile, bedenin gergin kalır.
Kaygı yokmuş gibi davransan bile, göğsündeki uğultu geçmez.
Bu şekilde, hissedilemeyen duygular daha sonra fiziksel veya zihinsel sağlık sorunları olarak ortaya çıkabilir.
Ancak çalışmaya devam ederek yaşayabilirsin
Kendini güvende hissetmediğin bir ortamda büyüyen bir çocuk, "sadece kendim olmam sorun değil"e inanamaz.
Mükemmel olmalısın.
Yararlı olmalısın.
Beklentileri karşılamalısın.
Yük olmamalısın.
Zayıflık göstermemelisin.
Bu duygu bilinçsiz bir ön kabul haline gelir.
Bu yüzden yetişkin olsan bile dinlenemezsin.
Rahatlayamazsın.
Başkalarına güvenemezsin.
Hayır diyemezsin.
Kendini zorlamaya devam edersin.
Ama insanlar sonsuza kadar gergin kalamaz.
Kalp ya da beden bir yerde sınırına ulaşır.
Sabah kalkamazsın.
Hiçbir şey artık eğlenceli değil.
Çarpıntın var.
Yemek yiyemiyorsun.
Bir şeyleri kontrol etmeyi bırakamıyorsun.
Gözyaşların durmuyor.
İnsanlarla tanışmaktan korkar hale geliyorsun.
Bu tembellik değil.
Bence bu, kalbinin ve bedeninin "sınırıma ulaştım" dediğinin bir işareti.
Kolayca "kişilik sorunu" olarak geçiştirilir
Böyle insanlara başkaları tarafından sık sık şöyle denir:
Ciddisin.
Hassassın.
Çok düşünüyorsun.
Çok endişeleniyorsun.
Güçlü bir sorumluluk duygun var.
Bu yüzden kişinin kendisi de bunun kişiliğiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünmeye başlar.
"Zayıf olduğum için."
"Çok endişelendiğim için."
"Daha güçlü olmalıyım."
"Normal insanlar yapabiliyor."
Bu şekilde, kendilerini daha da fazla suçlarlar.
Ama aslında, bu bir kişilik sorunu olmayabilir.
Kendini güvende hissedemediğin bir ortama uyum sağlamanın sonucu olan bir kalbin şekli olabilir.
Çok endişelendiğin için değil; endişelenmeden hayatta kalamazdın.
Çok düşündüğün için değil; düşünmemek tehlikeliydi.
Çok ciddi olduğun için değil; mükemmel olmazsan suçlanırdın.
Bakış açını böyle değiştirmek, kendini suçlama şeklini biraz değiştirir.
Bu zayıflık değil
Depresyon, kaygı ve takıntı, kalp zayıf olduğu için olmadı.
Kendini güvende hissedemediğin bir yerde,
Duygularını bastırdın,
Çalışmaya devam ettin,
Kendini suçlarken,
Bir şekilde hayatta kaldın.
Bence bu, kalbinin ve bedeninin sınırına ulaştığının bir işareti.
Yani ihtiyaç duyulan şey, kendini daha da zorlamak değil.
"Daha çok çalış" değil,
"Yeterince çalıştın"ı kabul etmek.
"Ben zayıfım" değil,
"Kendimi güvende hissedemediğim bir yerde bu kadar yaşadım" olarak görmek.
Sebebin "kendi kötülüğün" olmadığını fark ettiğin an, uzun süredir kendini suçlayan kalp biraz olsun gevşeyebilir.
İyileşme güçlenmekle başlamaz.
İyileşme daha da güçlenmekle başlamaz.
Aslında tam tersi olduğunu düşünüyorum.
Bütün bu zaman boyunca gerginlik içinde yaşadım.
Güvende hissetmeden bu kadar uzağa gelmek için çok çalıştım.
Aslında korkuyordum.
Aslında yalnızdım.
Aslında yardım istiyordum.
Gerçek durumuna nihayet bu şekilde empati kurabildiğinde, iyileşme sessizce başlar.
"Belki biraz daha dinlenmek sorun değil."
"Belki kendimi suçlamak zorunda değilim."
"Belki hayatıma yeniden başlamak sorun değil."
Bu his dramatik değil.
Ama kesinlikle hayatını değiştirme gücüne sahip.
Son olarak
Depresyon ev ortamından başlayabilir.
Elbette tüm sebeplerin evde yattığını söylemiyorum.
Tıbbi tedavinin gerekli olduğu durumlar vardır ve çevre, iş, ilişkiler, bünye gibi çeşitli faktörler örtüşür.
Ama uzun süredir kendini suçluyorsan.
Bütün bu zaman boyunca çok çalıştıysan.
Güvende olmanın nasıl bir his olduğunu bilmeden bir yetişkine dönüştüysen.
Büyüdüğün ortama bir kez daha bakmanın sorun olmadığını düşünüyorum.
Hastalığın bir başarısızlık kanıtı değil.
Aynı zamanda bu kadar uzağa kadar hayatta kaldığının da kanıtı.
Uzun süredir gerçekten çok çalıştın.
Kendini suçlamaya devam etme rolünü yavaş yavaş bırakabilirsin.
İyileşme oradan sessizce başlar.
⬇️Kalbi yorgun olanlar için


