İşe ilk başladığımda hep parlak ve proaktiftim.
"Her şeyi yaparım" diyerek ileri atılır, insanlar da "İyi birini bulduk" derdi.
Ancak iş ciddileştikçe ve tek başına yapmam gereken görevler ya da bağımsız hareket etmem gereken durumlar arttıkça, birdenbire rapor veremez, iletişim kuramaz, danışamaz oldum ve daha az konuşmaya başladım.
Depresyona yatkın kişilerin ortak bir özelliği olarak:
"Yeni bir iş yerinin başlangıcında alışılmadık derecede enerjik olurlar."
O zaman fark etmemiştim ama ilk başta garip bir parlaklıkla kendimi aşırı zorlamamın sebebi, özgüven eksikliğinin diğer yüzüydü.
Olduğum gibi kabul edilmeyeceğim korkusu önce geliyordu. Bu yüzden "yetenekli biri" gibi davranarak yerimi sağlamlaştırmaya çalışıyordum.
Ama bu oyun uzun sürmüyor.
Sakar ve öğrenmesi yavaş olan gerçek benliğim ortaya çıkmaya başladığında, "Böyle bir şey sormak doğru mu?" diye endişeleniyor ve "Bunu nasıl bilmem?" diye kendimi suçluyordum. İlk başta yarattığım sahte imaj ile gerçek benliğim arasındaki uçurum, konuşma yetimi elimden alıyordu.
Kendinizi ne kadar zorlarsanız, düşüşünüz o kadar derin olur.
20'li yaşlarım boyunca bundan acı çektim.
Ancak bununla mücadele ederken, bu acıdan kurtulmak için iki yol buldum.
① Dinleme Duruşunu Korumak
Kendiniz bir şey söylemeye çalışmak yerine, en başından itibaren bir "dinleme duruşu" sergileyin.
Dinlemek pasif bir eylem değildi; kendimi aşırı zorlamadan katılım sağlayabileceğim sağlıklı bir faaliyet biçimiydi.
Ancak, iş yerinde yarattıkları sahte imaj ile gerçek benlikleri arasındaki uçurumdan zaten acı çeken ve hareket edemeyen insanlar olabilir. Aslında ben de onlardan biriydim. Bu gibi durumlarda, aşağıdaki yöntem etkili oldu.
② Önce Kendi Durumunu Dinlemek
Uzun bir süre, rapor verememe/iletişim kuramama/danışamama ve konuşma azalmasını iletişim sorunları olarak algıladım. Sosyalleşmede kötü olduğumu düşündüm. Ama yanılıyordum.
Sorun "başkalarıyla nasıl ilişki kurduğumda" değil, "kendimle nasıl ilişki kurduğumdaydı."
Depresyon ve uyum bozukluğu döngülerini tekrarlarken, kendimi "işe yaramaz" olarak değerlendirmeye devam ettim. Derin bir aşağılık kompleksim vardı.
Bu yüzden en azından neşeli olmam gerektiğini hissettim. Kimseyi geride bırakmamam gerektiğini düşündüm. İçimde neler olup bittiğini kontrol etmeden, sadece sorun çıkarmamayı düşünerek anı kurtarıyordum.
Bunu fark ettikten sonra, başka birine rapor vermeden önce, kendime "şu anda neyi anlamadığımı", "beni neyin endişelendirdiğini" ve "neyi söyleyemediğimi" rapor etmeyi alışkanlık haline getirdim. Bu, önce kendi mevcut durumumu dinlemek ve gözlemlemek gibi bir imajdı.
Bunları bir deftere yazardım.
O anki sahneyi, fiziksel durumumu, ne düşündüğümü vb. mümkün olduğunca spesifik bir şekilde yazardım. Örneğin, "O toplantıda titredim ve iyi açıklayamadım."
Böylece yazmak, sorunu "o sahneyle" sınırlar. Kapsam daraldığında, başa çıkmak daha kolay olur.
"Bir dahaki sefere konuşmadan önce notlar alırım" veya "Ne sorulacağını tahmin edersem titreme olmayabilir" gibi bir sonraki adım doğal olarak görünür hale gelir.
Kendi sesinizi dinlemek, kendinizi onaylamakla ilgili değildir. "İşe yaramazım" ile bitirmemek ve kendinizle biraz daha özenli ilgilenmekle ilgilidir.
Kendi sesinizi dinleyebildiğinizde, kafanızda ve kalbinizde bir boşluk yaratırsınız. Bu boşluk olduğunda, alışılmadık derecede parlak olmak zorunda kalmadan başkalarını sakin bir şekilde dinleyebilirsiniz. Aşırı yorumlama yaparak umutsuzluğa düşmekten veya söylenmemiş şeyleri hayal ederek korkmaktan kurtulursunuz.
Son zamanlarda kendi sesinizi dinleyebildiniz mi?





